"Buradan bakınca, yaşarken anlamlandırılan şeylerin hangilerinin hayati değerli, hangilerinin değersiz olduğunun ayırımında ince bir çizginin olduğunu görüyor insan. O çizginin olduğu yer hassas bir terazinin orta yerine benziyor. Zavallı insan ne yapsın? Koca ayaklarıyla gezineceği onca yer varken, basıp ayakta durması gereken yer öyle küçük ki! Sağında solunda da sürekli cereyan eden olaylar var. Sağa koşunca sağ kefe çöküyor, sola koşuyorsun sol kefe çöküyor. En sola koştuğunda “Koy götüne ahretin!” makamına varıyorsun. En sağa koşturduğunda da “Koy götüne dünyanın!” makamına ulaşıyorsun. Terazinin bir ucunda zalim, diğer ucunda zavallısın. İki kefeyi de çöktürmeden ayarda tutmak ince iş tabi. Ortada bir cambaz gibi durmak için önce cambaz olmak lazım. Olamadın mı yine önemi yok. Hiçbir şeyin zorunda değilsin gibi bir rahatlık var. Bedellerini çekmek gibi bir darlık da var. İyi veya kötü her şeyin varacağına varması gibi bir rahatlık da var. Darlık, rahatlık... Beraberce iç içeler."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder